Yayınevimiz 2002 yılında faaliyetine başlamıştır. Aslında bu serüven lise yılları ile başlar…
Hadis-i şeriflere olan sevgim orta öğretim dönemine kadar dayanır. Elyazması formatındaki hadis metinlerini okumak için Süleymaniye, Nurosmaniye ve Köprülü gibi tarihi kütüphanelere gider dururdum. Kendimi yetiştirme yolunda yaptığım çalışmalar yüksek öğretim hayatım boyunca da sürdü. Bu arada bazı eksik alanların olduğunu fark ettim ve toplu bir hadis koleksiyonu üzerinde çalışmaya başladım. Bu sırada bazıları kitap fuarları ziyareti olmak üzere yurtdışı gezilerim oldu. Yürüttüğüm projenin ilimsel desteğini sağlama ve ilim dünyasından otoritelerle görüşme imkânı buldum. Bu seyahatler sırasında Arapça ve Arapça’nın lehçeleri konusunda bir merakım da gelişti. Diğer taraftan yurt içinde bazı tarikatlar ve önderleri ile tanışmalarım oldu. Belli bir süre sonra Kadiri meslek oldum. Tasavvuf ve gizli bilimler bağlantılı diğer bilgi dallarına da kendimi kanalize ettim. Zihnimde bilgi birikimlerimi yazılı formatlarda neşretme isteğini saklar dururdum. Nihayet 2002 yılında Türk okuyucusu ve Türkçe konuşan insanlar için yararlı olma zamanının geldiğine karar verip bu yayınevini kurdum. İsmini OCAK koymamın nedeni Kadiri yolunda bana önderlik eden rehberim İlyas Ocakoğlu’nun gençliğinde tesis etmeyi hayal ettiği yayınevinin ismi olmasıdır. Bu yola Arapça Konuşma Kılavuzu ile başladık. Nihayet 2006 yılı itibariyle Standart Arapça, Mısır Arapçası, Siyer ve Şemâil, Hadis koleksiyonları gibi çeşitli dallarda kitaplar neşretmeye muvaffak olduk. Başarı Allah’tandır. Selef-i salihîn dediğimiz zatlar, talep edilmesi övünülen ilim dalı olarak sadece SÜNNET’i görürlerdi. Üzerine meleklerin kanat gerdikleri bildirilen ilim talebesi, hadis-i şerif dinleyip bunları kaydederek daha sonra bir sonraki nesle bunları aktarma çabasında olan kişiler hakkında söylenmiştir. İşte bu sebeple yayınevinin kuruluş amaçlarından en önemlisi Sünnet-i Nebeviye’yi en geniş kitlelere yayma ve ulaştırma arzusudur. Yıllarca hep Arapça metinler üzerinde çalıştım. Türkçe yayınlanan hadis metinlerinin azlığı beni rahatsız etti. Yayınevini kurup şu hedefi koydum: Mümkün olan en yüksek sayıda ilmî veriyi –ki bununla hadis verilerini kastediyorum- Türkçe olarak okuyuculara sunabilmek. Hanefi dünyasının üzerindeki hadislere karşı kayıtsızlık töhmetini silebilmeyi bir başka hedef olarak önümüze koyduk. Çünkü bu ülkede bizi rahatsız eden yanlış inanış ve kanıların ortaya çıkıp yaşayabilmesinde SÜNNET’ten, dolayısıyla hadis-i şeriflerden uzak olup bunlardan habersiz olmaktan ileri geldiğini müşahede ettik. Bu noksanlıkları ortadan kaldırabilmek ve SÜNNET bilincini gerekli seviyeye getirebilmek için elimizden gelen yayın faaliyetini yapma azminde olduğumuza inanıyorum.
Yusuf Özbek